ÇEKİNGENLİK Mİ? SOSYAL KAYGI MI?

Yolda gördüğüm arkadaşıma selam vermekten çekiniyorum.

Sabah iş yerine ilk girişimde “Günaydın” derken heyecanlanıyorum.

Topluluk önünde projemi anlatmak çok zor.

Amirimle iletişim kurarken sesim titreyecek diye düşünüyorum.

Sosyal fobi ya da diğer adıyla sosyal kaygı bozukluğu, kişinin sosyal ortamlarda diğerleri tarafından olumsuz değerlendirilmekten endişe duyması ve korktuğu durumdan kaçınması şeklinde tanımlanabilir. Daha basit bir anlatımla, sosyal ortama girmekten yoğun şekilde endişelenme ve mümkün olduğu kadar girmemeye çalışma durumudur.

Sosyal kaygısı olan kişiler başkalarıyla etkileşim kurma ihtimali olan yerlerde sıklıkla korkarlar ve bazı bedensel tepkiler gösterirler. Korku, endişe ve utanç duygularına ellerin titremesi, yüz kızarması, sesin titremesi vb. bedensel tepkiler eşlik edebileceği gibi, kişiler bu bedensel tepkilerinin dışarıdan görülebileceği endişesini yaşayarak da bir kısır döngünün içine girebilirler. Sosyal fobi bazı insanlarda tüm sosyal ortamlarda görülürken, bazı kişilerde sadece belli ortamlarda görülebilir. Örneğin sadece yemek  yerken, ya da sadece konuşma yaparken görülebildiği gibi. Sosyal fobide genetik faktörlerden daha çok, yetişme tarzının, kişinin içinde bulunduğu sosyal ortamın çeşitliliğinin ve anne baba tutumlarının ön planda olduğu söylenebilir.  Genetik alt yapının olduğu bazı durumlarda, kişinin sosyal ortamda yaşadığı  olumsuz deneyimlerle  sosyal kaygı bozukluğu tetiklenebilir. Örneğin öğretmenin basit sorusuna yanlış cevap verdiği için arkadaşlarının alay konusu olan genç buna bir örnek olabilir. Bununla birlikte ailesinde sosyal fobi olan kişiler için benzer bir durum yaşama olasılığı daha yüksektir.

Topluluk önünde konuşma yapmaktan çekinen ya da sosyal ortamlara girerken endişelenen her kişinin, sosyal kaygısı olduğu söylenemez. Hatta bazı durumlarda örneğin topluluk önünde konuşmaktan çekinme durumu kişinin daha çok hazırlık yapıp daha iyi sonuç elde etmesine neden olabilir. Buradaki kritik belirleyici kişinin yaşadığı endişe duygusundan dolayı kaçınma davranışı göstermesi, sosyal ortama girmemesidir.

Kişinin gösterdiği çekingen ya da kaygılı davranışların “sosyal kaygı bozukluğu” olup olmadığına ancak bir uzman karar verebilir. Bazen sadece çekingen bir kişi olmak ya da sosyal beceri eksikliği gibi durumlar, “sosyal fobi” olarak nitelendirilebiliyor. Öncelikle bunun net ayrımı uzman  tarafından yapılmalıdır.

NE YAPMALI?

İnsan zihni her durumda sürekli konuşur ve bir problem çözme makinası gibi çalışır. Bu durum pek çok konuda yaşamımızı devam ettirmemize fayda sağlasa da bazı durumlarda bozucu etkiye neden olabilir. Özellikle kaygı durumlarında kişiler zihninden geçen düşüncelere aşırı odaklanırlar. Bu odaklanma ise fark etmeden kişinin kaygı seviyesini arttırır.

Sosyal kaygı bozukluğu yaşayan kişilerin düşüncelerine baktığımızda genellikle kendilerini eleştiren,  “güçsüzüm, yetersizim, hata yapmamalıyım, mükemmel olmalıyım, kaygılı olduğum anlaşılmamalı, herkes beni beğenmeli gibi düşünceler olduğunu gözlemleriz. Bu düşüncelerle birlikte sosyal kaygı bozukluğu olan kişi ortamdan uzaklaşma eğilimi  gösterir.

Sosyal kaygı ile başetmek konusunda farklı terapi yöntemlerinin ve ilaç tedavilerinin etkili olduğu bilinir. Düşüncelerin içeriğine odaklanıp bu konuda çalışılan terapi yöntemi sosyal kaygıda en etkili yöntemlerden birisidir. Bu terapi yöntemiyle kişinin duygularına ve olumsuz  düşüncelerine odaklanılarak ve bunlar olumluya çevrilerek  değişim sağlanmaya çalışılır. Bunun yanı sıra  gevşeme, sosyal beceri eğitimi, üstüne gitme gibi  tekniklerle de kişinin yeni düşüncelerini hayata geçirmesine olanak sağlanır.

Sosyal fobi tedavisinde etkili olan bir diğer yöntem de ise düşüncenin içeriğinden çok, kaygının yaşandığı andaki duyumlara odaklanılır.  Kaygı anındaki bedensel duyumlara odaklanılan bu yöntem kişiye düşünceleriyle mücadele etmek ve onları değiştirmeye çalışmaktan çok, içinde bulunduğu andaki duyumlarını yargısızca izlemeyi öğreten teknikler içerir. Sosyal kaygı bozukluğunda kişinin iç sesi ya da bir diğer deyişle onu korumaya çalışan zihni, kaygısının artmasına neden olur. Kişi zihninde söylenenlere odaklandıkça kaygısı artar. Terapide amaç kişinin bu düşüncelerine dışarıdan bakabilmesini sağlamaktır. Böyle bir durumda kişinin yapması gereken ilk şey düşüncelerinin farkında olmak ve zihnine kendisini koruma çabası için teşekkür etmeyi öğrenmektir.  Deneyimlerle “teşekkürler zihnim, beni korumaya çalıştığını fark ediyorum” diyerek, içinde bulunduğu durumu yargılamadan deneyimlemeye gönüllü olması amaçlanır. Zihnimize teşekkür etmeyi öğrenmek amacıyla pek çok egzersiz yapmak gerekirJ

Her hangi bir sosyal kaygı tanısı almamış, sadece çekingenlik yaşayan bir kişi, iletişim becerilerini güçlendirmek ve daha dışadönük bir kişi olmak amacıyla sosyal beceri gruplarına, tiyatro ve drama etkinliklerine aktif şekilde katılarak bu konuda kendisine yardım edebilir.

Kişi yaşadığı sosyal kaygı düzeyine göre bir uzmandan yardım alarak  ya da kendine yardım kitapları okuyarak durumla baş etmeye çalışabilir. Terapi konusunda yetkin bir kişi ile çalışmak, hızlı bir şekilde yol alınmasını sağlayacaktır.